Ne şirin yersin sen Kaş!

Cuma, Temmuz 25, 2014 Pınar Tatlısu Moralı 1 Comments

Bu sene yaz tatilimiz için Kaş'ı tercih ettik. Yıllardır gitmek istediğimiz bir yerdi ve iyi ki de gitmişiz. Biz Kaş'ı çok sevdik, belki sana da fikir olur ve gidersin, çok seversin :)

Kaş'a arabayla Denizli üzerinden gittik. Direkt İzmir'den çıkıp gitmek yorucu olacaktı ve bizim de zaten topu topu 4 günümüz vardı Kaş için. O yüzden cuma akşamı iş çıkışı Denizli'ye gittik, o gece kayınvalidemlerde konakladık, ertesi gün de erkenden yola koyulduk. Denizli'den 4 saat sürdü yol.

Amaç: Erken yola çıkıp yolda kahvaltı etmek.
Sonuç: Kaş'a ulaşmamıza 45 dakika kala kahvaltıyı yapabilmek :)

Şu yukarıda gördüğünüz yerde yaptık kahvaltımızı. Patara antik kenti öncesinde Gelemiş diye bir köy var, minnacık bir yer. İşte orda bulabildiğimiz tek kahvaltıcı bura oldu. Köyün hemen girişinde, solda. Adı da Selçuklu Köy Sofrası. Beklentilerimizin çok üstündeydi kahvaltı. Ne bulduysak yemişiz o açlıkla :)




Kahvaltıdan sonra Patara'yı görelim diyerek antik kente girdik. Müze kartınız yoksa giriş 5 lira. Çok sıcak bir zamanda orda olduğumuz için gezemedik antik kenti, ama meşhur tiyatrosunu gördük uzaktan.

Yukarıdaki fotoğraf da Patara Sahili'ne ait. Sahil çok güzel gördüğün gibi, carettaların da yumurtlama bölgesiymiş. O yüzden koruma altında. Ama ben denizini sevmedim. Dalgalı deniz bana göre değil. O kadar gitmişken bi girelim dedik ama bence ıslanmaya değmez :)





Öğleden sonra sonunda Kaş'a varıyoruz. Otelimiz çok çok tatlı bir dizayn otel: Upperhouse Boutique Hotel. Upper house dediğine bakma sen, gayet düz ayak şehrin merkezinde bi otel. Otel seçimini yaparken dikkat et, çünkü çok yokuşlu Kaş. Tepede bir yer olursa zorlanabilirsin o sıcakta :)



Akşam yemeği öncesi odadaki bu vintage görünümlü aynada pozumu da veririm, acımam!

Nerde Denize Girsek??

Deniz için çok fazla seçeneğin var. O yüzden bence kafan nerde eserse orda gir. Ama ben yine de biz nerelere gitmişiz yazayım, gitmek istersen aklının köşesinde durur :)




Bizim açık ara favorimiz şu yukarıda gördüğün Nuri's Beach denilen yer oldu. Kaş merkezden motorlu teknelere binip 10-15 dk sonra Limanağzı koyuna ulaşıyorsun. Kara yolu yok o yüzden denizden ulaşım var böyle. Gidiş - dönüş alırsan bileti 15 lira, tek yön 10 lira. Son dönüş 18.30 gibi oluyor. Ama akşam yemeği için de kalabilirsin, çok güzel bi restoranı var. Onlar seni yemekten sonra istediğin saatte geçiriyolar Kaş'a. Nuri's Beach'in yan koylarında bir kaç mekan daha var bu şekilde. Ama biz 2 gün de burayı tercih ettik. Bir de Kaş'ın en büyük özelliği beachlere parayla girmiyorsun! Evet Çeşme'de yediğimiz kazıklardan sonra bize inanılmaz geldi bu. Yediğin içtiğin neyse onu ödüyorsun ki illa bi şeyler içiyorsun zaten. Bazı yerler atıyorum 20 liralık harcama yapmanı istiyor. Ama onu da 2 bira içsen yapıyosun :) Yani hiç bi şey!

4sq: Nuri's Beach


İşte bu kolaj da neden tercih ettiğimizin kanıtı :) Barman ve işletmecisi olduğunu düşündüğümüz Okan'ın kokteylleri bi harika dostum! Caipirinha'yı Cachaça ile yaptığını öğrenince elinden kötü bir şey çıkacağını düşünmedik zaten! Bi de narlı mojito MUST! Fiyatlar da uçuk değil. Kokteylin içeriğine göre max 30 lira ödüyosun ki değiyo ;) Bu paraya ben ne kokteyller içtim ki zaten yoktular, öyle diyim sen anla :D


Günü batırırken...

Biz bir gün de Kaş'ın direkt içinde olan Küçük Çakıl plajına gittik. Plaj dediğime bakma, yukarıdaki köpişin olduğu minicik oluşum diyeyim :) Bu küçücük plajdan direkt denize girebilirsin. Bir de çevredeki otellerin hepsinin iskelesi ve beachi var burda. Yukarıda anlattığım beachlere ücretsiz girme durumu burda da geçerli. Seç birini gir. Biz Çınarlar Beach'te girdik misal.



Kaş'a kadar gidip Kaputaş'a uğramamak olmaz! Tam bir bakir cennet koy. Şemsiye kiralayabilirsiniz ama şezlong yok :) Bir de acıkırsanız gözleme yapan bi teyze var. Bizim asıl yaptığımız aktivite, Mavi Mağara denen bir mağaraya tek kişilik botlarla kürek çekerek gitmemiz oldu. Aşağı inince ordaki görevliden detayları öğrenebilirsin. Kişi başı 25 lira. Bence kesinlikle yapmalısın bu aktiviteyi. Zaten mağara o kadar değişik ki gerçekten. Pişman olmazsın ;)

Ne Atraksiyon Yapsak??

Kaş bu konuda bi dolu seçenek sunuyor sana. Biz tüplü dalış ve Kekova batık şehir tekne turunu yaptık.

Tüplü dalış için Kaş Uzun Çarşı'da ofisi bulunan Dragoman'ı tercih ettik. Bir gün öncesinden konuşup ayarlayabiliyorsun. Kişi başı 60 lira. Dalıştan önce yarım saatlik bir tanıtım videosu izliyorsun. Sonra seni tekneye götürüyorlar ve orada da eğitmenlerden dalış öncesi bi brifing alıyorsun. Bu bir deneme dalışı. Max. 6 metreye kadar iniliyor ve 20 dk. suyun altında kalınıyor. Benim çok çok hoşuma giden bi deneyim oldu. Suyun altında o kadar zaman nefes almada hiç bi zorluk çekmeden kalabilmek inanılmaz bi şey bence. E tabii bi de türlü mahlukatlara yaklaşıyorsun :) 




Ah Kekova, canım Kekova! Sen güzel bi doğasın, sen ne berrak denizsin!!!
Buraların muhteşemliğini kelimelerle anlatamayacağım maalsef. Gidip bizzat görmelisin ve bayılmalısın! Gittiğin koylarda gözünü dört aç, zira Caretta Carettaların suya dalıp çıkmaları an meselesi!!


Tekne turuna Üçağız Köyü'nden çıktık. Önce Kaş'tan oraya 45 dakikalık bol virajlı yollardan kara yoluyla ulaştık. Sonra ver elini tekne. Tekne Turlarının fiyatı 65-100 lira arası değişiyor.

Teknemizdeki abla öğle yemeği hazırlığında. Şimdiye kadar gittiğim en huzurlu tekne turuydu bu. Yüksek müzik yok, max. 30 kişi ve 5-6 çeşit zeytinyağlıyla tavuk ızdaranın mükemmel lezzeti.



İşte burası da aşık olduğum, pılımı pırtımı toplayıp yerleşesim gelen Simena, diğer adıyla Kaleköy. Bu köy bi ada ve çooook şirin!!! Kaleye kadar çıkmaya üşenme, manzara enfes çünkü ;)

Likya mezarları, minicik okulu, kim bilir kaç yaşındaki ağaçları ve eşsiz manzarasıyla kalbimi çaldın Simena!

Bak bak doyamıyorum valla!


Simena seni çok sevdim, yine görüşelim şekerim.

Ne Yesek, Nerelere Gitsek??

4 gün boyunca yiyip içtiğimiz her şeyi mi beğeniriz arkadaş! Kaş bu işi çözmüş koymuş bi kenara. Yani nereye gidersen git yemeklerinden servisine kadar her şeyden memnum kalacağına eminim. Fiyatlar da bi Çeşme, bi Bodrum değil ;)

Kaş öyle bi yer ki insanın her akşam rakı-balık yapası geliyo :) Zaten balık restoranı oldukça fazla, balıklar taze, mezeler mükemmel. E napalım yani şimdi?? :)

Bu yukarıdaki muhteşem manzaraya sahip restoranın adı Dolphin Restoran. Bu manzaraya karşı demlenmek paha biçilemez. Ne keyif, ne keyif offff...



İşte Kaş'ta hasta olduğumuz mekan: Memed'in Yeri. Büyük çakıl plajında yer alan salaş mı salaş, ama nası bu kadar lezzetli olduğunu bilmediğimiz mezeleriyle bizi bizden aldı. Sahibi Memed abiye o akşam denk gelemedik ama denk gelirsen, sohbeti çok iyiymiş diye duyduk, kaçırma ;)


Bi önerim de vejeteryansan ya da öğlen yemeğinde hafif bi şeyler yemek istiyosan diye geliyo: Mama's Kitchen Bi Lokma. Şu yukarıdaki fotonun sol alt köşesindeki leziz mi leziz meze tabağı, yeme de yanında yatlık bi şey. Humusu çok meşhur, kesin dene çok güzel. Allaaaahhhhh olsa da yesemmm!!! Aybo da mantısından yedi, ben de tattım ve annemin mantılarına benzemesi beni çok şaşırttı. yiyin gari!


Sağ alttaki dondurmayı ise Simena Kaleköy'de yedik. Hayatımda yediğim en en en meyve gibi dondurma. Ha muz yemişsin, ha burda muzlu dondurma!

4sq: Ankh Cafe 



Kaş'ın merkezi küçücük, ama sokaklarında dolaşmak ve 1 günde bile her yeri öğrenmek o kadar güzel hissettiriyo ki. Sanki hemen oralı oluyosun. Şu yukarıdaki yerlerin hepsinin önünden geçeceğine emin olabilirsin :)



Küçücük Uzun Çarşısı!



Biri bana mı seslendi gençler???!!! :)

Geceleri de çok güzel bu Kaş'ın. Mekanların hepsi kendine özgü, orijinal ve tabii ki sevimlilikten ölüyolar. Ben şuraya nerelere gitmişiz yazayım en iyisi.

Mavi Bar - Kaş meydanda rengarenk sandalyelerinde bi bira hüplet.

Deja Vu - Mojito'yu dene.

Hideaway Bar - Saklı bi cennet, bahçesi muazzam, kokteylleri güzel. Chessecake'i çok övülüyor ama geç saat olduğu için deneyemedik biz :) Bi de dart var, yanındakiyle kapışabilirsin :)

Cafe Barcelona - Sangriaaaaaaaaaa diyorum başka bi şey demiyorum!

Deli Bakkal - Kendi yaptıkları likörlerden denemeden gelmiyosun ;)


Biraz uykulu, biraz kafası güzel ama çok mutlu bi pın!


Ayol yaz demek #armparty demek! Kaş'tan bu partiye eşlik edecek yenilerini ekle ;)

1 yorum var:

Sen de bir şeyler söyle ama, yalnız bırakma beni :)

Günübirlik Kos Adası

Pazartesi, Temmuz 07, 2014 Pınar Tatlısu Moralı 1 Comments

Resmen gezi blogu oldu benim emektar. Aklımda bi sürü fikir var ama hayata geçirecek girişimci ruh yok hiç bu sıralar, yalan yok! Neyse devam etsin edebildiği yere kadar bakalım böyle :)

19 Mayıs'ın pazartesi olmasından dolayı 3 günlük tatil planını Yalıkavak'ta yazlık için yaptık. Hazır oraya kadar gitmişken ve vizelerimiz de varken şu Kos'u bi koşu gidip görelim dedik, yeni tatil ekürilerimiz olan kayınvalidem ve kayınpederimle beraber :)

Dediğim gibi zaten schengen vizemiz vardı dördümüzün de, o yüzden vizeyi nasıl alacağına dair soruların olduğu için bu yazıyı okumaya geldiysen yanlış yerdesin :) Ama olsun ben onu başka yerden öğrenirim, senin engin deneyimlerinden faydalanayım hazır gelmişken diyosan da başımın üstünde yerin hazır bak :)


Bodrum Yolcu Limanı'ndan görünen Kos. Hala bu adaların nasıl olur da bizde kalamadıklarına hayret ediyorum. Dibimiz ya dibimiz!


Yukarda da söyledim, Kos'a Bodrum'dan geçtik. Feribot biletimizi bir kaç hafta önce almıştık internetten, gidiş-dönüş 23€. Feribota bineceğimiz yere gidince de rezervasyonu yaptığımız ismi söyleyip biletleri teslim aldık ve pasaport kontrol kuyruğuna girdik. Bu arada ordaki vezneye de 15 liralık yurtdışı çıkış harcını yatırdık. Kotrolden sonra yukarıdaki feribotta yerlerimizi aldık. Saat 9.30 gibi hareket etti feribot.


Yaklaşık yarım saat süren yolculuktan sonra Kos'taydık. Yine bir pasaport kuyruğu bizi bekliyordu. Zaten günübirlik Yunan adası ziyaretinin özeti "kuyrukta beklemek" olarak yapılabilir bence. Aynı çileleri dönüş pasaport ve duty-free kuyruklarında da çekiyorsunuz çünkü. Bir de az buz bi zaman değil beklediğin süre. Çünkü tek seferde neredeyse 300 kişi aynı anda giriyorsun o kuyruğa ve sadece 2 kontuar çalışıyor!!! Sen düşün artık :)




Kos limanın hemen yanında bir kale var. İstersen içini gezebilirsin ama biz tercih etmedik. Foto çekilmeyi tercih ettik :)


Şu gördüğün kırmızı şeritli yol bisiklet yolu ve tüm adada var. Zaten acayip çok bisiklet kullanan vardı. Bi sürü de bisiklet kiralayan yer var zaten. İstersen kirala mis gibi gez adayı. Süper bi ulaşım yöntemi bence :)


Kale bölgesinin arka kısmında kalan bir antik şehir.



Bu yukarıdaki de meşhur Hipokrat ağacı. Hipokrat'ın öğrencilerine bu ağaç altında ders verdiği söyleniyor. Gördüğün gibi çok yaşlı bir ağaç.


Saçımın asimetrik şeklinden ötürü hipster olarak damgalanan bana bu t-shirt yakışmazdı da ne yakışırdı diye soruyorum sana???


Bodrum'a her gidişimde almaya yeltendiğim ama pahalı olması sebebiyle alamadığım süngerlerden aldım sonunda. 2 adet kalitesi yüksek(kalite kaliteymiş bunlar, düşük kaliteli olanları boş ver) orta boy süngeri biraz pazarlık sonucu 15€'ya aldık. Bir tane de minik peeling süngeri gibi bi şey hediye etti kadın. Kaleye giden köprünün hemen altındaydı aldığımız yer. İnince Bodrum çarşıda sorduk aynısından, bi tanesi 45 lira dedi :) Sünger almak için Kos doğru yer yani :)



Hah işte süngerler şu köprünün altında solda satılıyodu :)


Sıcakta adayı turlamak zor olacağı için yukarıdaki ücretsiz trene binip merkezi turladık. Yarım saate bir merkezden kalkıp, yarım saatlik bir turla gezdiriyor. Genel bir tur için çok mantıklı.


Ay yoruldum az dinleneyim şöyle!






Kos'un merkezindeki ara sokakları Alaçatı'yı anımsattı bana. Gerçi sanırım Ege'deki tüm küçük yerlerin sokakları birbirine benziyor. Dar sokaklar, arnavut kaldırımı, kenarlarda taş evler ve o evleri sarmalayan o güzelim begonviller. Ege seni çooook seviyoruuuuuuum!!!!!




İşte şu yukarıdaki huzur dolu fotolar beni benden alıyor. Balıkçı tekneleri ve sakin bir deniz. Çok güzel değil mi sence de??





Bak buraya kadar okudun ve hiç mi hissetmedin bir yemek fotosunun yokluğunu? Ama panik yok, işte burdalar :D


Şu kendi mürekkebiyle pişen mürekkep balığı ne güzel bi şeymiş arkadaş. Bir de meşhur flambe peynir var. O da çok lezizdi.



Sanırım en olmazsa olmaz yiyecek kalamar dolmaları. Deneyin efenim. Tabi yukarıda dikkatini yeni rakı bardağının çekmiş olması lazım. Bu bardakta uzo içtik evet :)

Bizim gittiğimiz bu restoranda Türkçe konuşan bir kadın çalışan vardı. Oldukça yardımcı oldu. Türklerin damak tadına nelerin uyduğuna dair bilgiler verdi, uğraştırmadı bizi :)



Şımarık!



Fotağraf çekmek ciddi bir iş sonuçta.


Bi şey anlarsan bu da hesap, 4 kişilik, euro cinsinden. Aslında herkesin bağrınıp durduğu gibi çok da ucuz değil bence deniz ürünleri Yunan adalarında. 



Bir de böyle yerler var ki gidip oturmaya kıyamaz insan, saatlerce izlese yeter!








Yemek sonrası ara sokakları arşınlamakla geçti günün kalanı. Bir de poz vermekle :)






Kos'ta dikkatimi en çok çeken diğer bi şey de adanın aşırı yeşil olmasıydı. O kadar çok ve büyük ağaç var ki adada, gölde bulmakta hiç zorluk çekmiyorsunuz. Ya yeşil ne güzel şey, keşke Türkiye'de de kıymeti bilinse :(



O kadar gezmeden sonra kan şekeri düşen Moralılar soluğu dondurmacıda alır!


İnsani boyutta değil, topu topu 2 top bu dondurma sadece 4 çeşit. Sen sen ol 1 topla yetin, açgözlü olma ;)


Denize girmedik biz 1 gün geçireceğimiz için. Zaten 1 günde ancak çevre gizilip dolaşılabiliyor. Ama bana sorarsan adanın önemli antik kısımlarını gezmek ve denizin tadını çıkarmak için 3 günlüğüne gelmelisin buraya. Biz şimdilik güle güle şirin Kos diyip, ayrıldık adadan. Eğer ki Bodrum'da tatil yapıyorsan ve vizen de varsa, değişiklik iyidir diyip gelebilirsin. Pişman olmazsın kesinlikle.

1 yorum var:

Sen de bir şeyler söyle ama, yalnız bırakma beni :)