Ah memeden kesme ah...


21 ay 5 gün.
Hayatımda yaşadığım en güzel ikinci deneyim olan emzirmek tam olarak bu kadar sürdü. İlki doğurmaktı.
Benim için hiç kolay bir süreç olmadı emzirmeyi bırakmak. Hatta Çakıl bile daha iyi adapte oldu bence duruma. Zira ben tam tersi olacağını, onun çok yıpranacağını düşünmüştüm. Ama bebeklerin durumlara adapte olma hızı o kadar yüksek ki, bunu kaç kez deneyimlesem de sanırım bir tarafım emmeyi bırakmasının çok zor olacağını kabul etmek istiyordu. Çakıl ve benim aramdaki en özel paylaşımdı bu. Nasıl o kadar çabuk kabullenecekti ki bunu. Sonuçta o da 21 ay 5 gündür durmadan emiyordu. Üstelik memeye çok düşkündü. Kesin çok zor olacaktı, çook. Ama hiç de öyle olmadı!

2 yaşına kadar emzireceğim derken, neden 21 aylıkken bıraktım peki? Çünkü Çakıl 18 aylıktan sonra memeye hiç olmadığı kadar düşkünleşmeye başladı. Olur olmaz her yerde üzerimi çekiştirip emmek istiyordu. Geceleri artık saat başı uyanıp, emip, 2 dk içinde tekrar uykuya dalıyordu. Tüm bunlar beni biraz zorlamaya ve yormaya başlamıştı. Ama bir türlü kararlı davranıp bıraktırma hamlesini yapamıyordum. Çünkü ben de çok seviyordum emzirmeyi. Sanki emmeyi bırakırsa, benden kopacakmış gibi saçma bir ruh haline girmiştim. Üstelik bir süredir rahatsızlık verdiğini düşündüğüm köpek dişleri de yoldaydı. Dişler onun canını yakarken, bir de ben memeyi mi kesseydim yani? Bana en ihtiyacı olduğu zamanda onu yarı yolda mı bıraksaydım? Şimdi bunları yazarken durumu biraz(!) abarttığımı fark ediyorum ama işte sonuçta o zamanki bu düşüncelerim benim bu işi bitirmemi engelliyordu.

Çakıl tam 21 aylıkken rutin doktor kontrolüne gittik. En son 16 aylıkken gittiğimizde yavaş yavaş emmeyi azaltmaya başlamamı, böylece kesme sürecinin daha sorunsuz olacağını söylemişti doktorumuz. Ama tabii ki ben hiç sallamadım kendisini, tam gaz emzirmeye devam ettim :) Bu son kontrolde Çakıl'ın bana ne kadar yapışık olduğunu gördü. Bir de ben memeye güvendiği için özellikle akşam yemeklerini çok düzgün yemediğini ve gece 10 kez falan uyandığını söyleyince artık gerçekten emmeyi kesmemi söyledi. Emmeyi bırakınca size olan bu düşkünlüğü azalır, kendine güveni yerine gelir dedi. Bu konuşma yine de beni çok ikna etmedi. Memeyi ne zaman keseceğime ben karar verirdim, doktor da olsa buna karışmaya hakkı yoktu! Doktordan çıktıktan sonra kafamda soru işaretleri çoğalmıştı ama biraz daha beklemeye karar vermiştim. Hele şu köpek dişleri bir çıksın. Sonra bırakırız diye karar vermiştim. Konu kapanmıştı.

Doktora gittiğimzde Cumartesi günüydü. Pazar, pazartesi, salı aynı rutinde emzirmeye devam ettim. Salı akşam emzirip yatırdım. Sonra Aybars'ın yanına döndüğümde, sanırım son kez emzirdim dedim ve gerçekten de son emzirişim oldu Çakıl'ı.

Yazıya burda bir ara verip, Çakıl'ın genel olarak nasıl bir düzeni vardı onu anlatmak istiyorum.

Çakıl'ın emme düzeni nasıldı? 
Çakıl 13 aylık olana kadar ben işe geri dönmedim. Yani 13 ay boyunca ne zaman nerde isterse emdi. Bu süre boyunca sürekli beraber olduğumuzdan ve ailelerimiz uzakta olduğu için Çakıl'ı birine bırakıp dışarı çıkmak gibi bir seçeneğim olmadığından hiç süt sağma ihtiyacı hissetmedim. Çakıl mama da hiç yemediği için biberon gibi bir alışkanlık kazanmadı. İşe dönmeden 2 hafta önce evdeyken sağıp, biberonla içirmek istedim kesinlikle kabul etmedi. Belki benim elimden içmiyordur dedim ve yavaş yavaş alıştığı bakıcısı da denedi ama yine içmedi. Bir kaç kez deneyip reddettiğini görünce de zorlamadık. Bardakla içirmeyi de denedim, ancak onu da kabul etmedi. Belli ki anne sütünü direkt kaynağından içmeye devam edecekti :) Belki işe döndüğümde gün içinde özleyince içer diye düşündüm ama sağdığım sütlerin hiç birini kesinlikle içmiyordu. İşle ilgili şöyle bir avantajım var benim. Ben 3 gün geliyorum işe, yani part time olarak geri döndüm. Haliyle haftanın diğer 4 günü yine tamamen beraberiz. Dedim napalım, içmesin sağdıklarımı. Akşam iş dönüşü emer istediği kadar. Zaten gece de uyanıyor. O 3 gün ona yeter dedim, yetti de. Tabii sütüm azalmasın, kesilmesin diye ben hala sağıyordum iş yerinde. Önce günde 2 kez sağıyordum, sonra 1'e düşürdüm. Sonra da hiç sağmamaya başladım. Zaten sağma işinden hiç hazetmiyordum. Çok angarya iş geliyordu bana. Sağdığım sütleri de atmadım. İş yerinden bir arkadaşın bebeğine gönderdim. Sütüm az demişti, onun kızına yaradı. Çok mutlu oldum bu duruma tabii ki, sütlerim bir işe yaradı.

Çakıl'ın uykuya geçişleri nasıldı?
Uyku konusu zaten herkesin en büyük dertlerinden biri sanırım. Bizim de öyleydi. Bu sefer emzikten bahsedeyim önce. Çakıl hanım hiç emzik emmedi. Ben inatla 6 aya kadar denedim tutturmayı, o da inatla tükürdü emziği :) Sonra vazgeçtim zaten, kabullendim. Uyku eğitimi vermedik Çakıl'a. Ara ara istedim vermeyi, özellikle uykusuzluktan öldüğüm zamanlarda. Ama bir türlü doğru düzgün bir karara varıp, harekete geçemedik. Çünkü kabul edelim bebeğin memede uyuyup kalması en kolayı :) Ben de hem gündüz uykularına hem gece uykusuna emzirerek geçiriyordum Çakıl'ı. Sonra yatağına koyuyordum. Gece her uyandığında da memeyi verip, uyumasını bekleyip yine yatağına yatırıyordum. İşe başlayınca bakıcı pışpış ve ninniyle uyutmaya başladı. Çünkü daha önce bir kaç kez annem o şekilde uyutabilmişti. Nitekim işe yaradı ve bakıcı ile öyle uyumaya alıştı. Babası da aynı şekilde uyutabiliyordu ama sadece evde ben olmadığım zamanlarda. Ben evdeysem hep memede uyuma.

Çakıl'ın yeme düzeni nasıldı?
Çakıl hiç bir zaman çok iştahlı bir çocuk olmadı. Ama çok iştahsız bir çocuk da diyemem. Canı isterse yiyen, istemezse yemeyen bi tip kendileri. Emdiği süre boyunca da özellikle akşam yemekleri oldukça sıkıntılıydı. Hele ki işe başladıktan sonra. Tüm gün emmediği için ben kapıdan girer girmez memeye saldırıyordu. Bir güzel emiyordu. Ben 19.30 gibi evde olabildiğim için, 20.00 gibi yemeğe oturabiliyoruz en erken. Ben gelir gelmez emdiği için de sanırım karnı doyuyordu biraz ve akşam yemeğinde çok fazla bir şey yemiyordu. Başta çok takıyordum ama sonra sonra kanıksadım durumu. Onun dışındaki öğünler akşam kadar zorlu geçmiyordu. 
Ama bence emmesi kesinlikle iştahını etkileyen bir faktördü. Nitekim memeden kesilince, yemek yemesi düzeldi. Şu anda 25 aylık ve hastalık, diş gibi sorunlar olmadığında gayet yeterli ve düzenli besleniyor.

Şimdi kesme sürecine yeniden dönüyorum.

Çakıl doğduğundan beri bizim odamızda ama kendi yatağında uyuyordu. Gece uyandığında başka odaya gidip gelmek çok yoruyordu beni. O yüzden memeden kesilene kadar bizim odamızda uyumaya devam etmesini istedik. Memeden kesme sürecinde aynı odada olmamız gerektiğine karar verdim. Çünkü gece uyandığında beni görürse mutlaka üzerime yapışacaktı, çok ağlayacaktı ve ben dayanamayıp memeyle susturacaktım onu. Bunu adım gibi bildiğimden, çakıl memeyi bırakana kadar yan odada yatmaya karar verdim. Geceleri uyandığında Aybo onu sakinleştirip uyutacaktı.

1. Gün Salı - Yukarıda son kez emzirip uyuttuğumu yazmıştım bu ilk gece için. Sonra ilk geceki uyanmalarının her seferinde Aybo uyuttu. İlk uyandığında yarım saat kadar ağladı meme diye, ama en sonunda benim olmadığımı anlayınca mecburen yatıp uyudu. Ardından 2-3 kere daha uyandı sabaha kadar, ama bu sefer 10 dk'da tekrar daldı. Tabii Çakıl her uyandığında yan odada ben de uyandım, her ağladığında ben de ağladım. Ama bir şekilde emmeden sabahı ettik ve sabah işe gittik.

2. Gün Çarşamba - Gündüz emmediği için zaten bir problem çıkmamış. O akşam da direkt eve gitmek istemedim iş çıkışı. Çünkü eve girer girmez meme diye saldıracağından emindim ve karşı koyamamaktan korkuyordum. İş çıkışı takıldık biraz, yemek yedik. Gece döndük eve. Biz döndüğümüzde bakıcı uyutmuştu çoktan. O gece yine bir kaç kez uyandı, meme diye ağladı ama 10 dk'yı geçmedi direnmeleri. Ben tabii hala yan odadayım.

3. Gün Perşembe - Normalde perşembe ve cuma günleri çalışmadığımı söylemiştim. Ama bu süreçte evde bulunmak istemedim. O yüzden perşembe günü de sabah erkenden kalkıp işe gittim. Ama o gün benim için geçmek bilmedi. Nitekim en son Salı akşam görmüştüm onu, Perşembe olmuştu. İlk kez bu kadar uzun süre ayrı kalmıştık. Ama akşam karşılaştığımızda kararlıydım. Meme isterse bir şekilde dikkatini dağıtıp, vermemeyi başarmam gerekiyordu. Nitekim eve girer girmez üstüme atılıp meme dedi. Ben de annecim memede süt bitmiş gel hadi oyuncaklarını göster bana falan diye unutturmaya çalıştım. Öyle böyle derken biraz mızırdadı, biraz ağladı sonra vazgeçti. Yemek sırasında da bir kaç kez meme diyerek ağladı ama ben kararlı olunca vazgeçti. O gece Aybo uyutmaya çalıştı onu ama o kadar çok ağlayıp beni istedi ki, en sonunda ben gittim yanına ve ben uyuttum. Her meme istediğinde memede artık süt yok, diye telkin ettim. Ninni söyledim. Kucağıma alıp sakinleştirdim ve sonunda uyudu. Gece ben yine yan odada kaldım ve her uyandığında Aybo geri uyuttu. Bu arada şunu farkettik ki gecede 10 defa uyanan çocuk artık 3-4 kez uyanıyordu. Bu arada uyandığında susamış olabileceği ihtimaline karşında su teklif ediyordu Aybo, susamışsa biraz içip geri uyuyordu.

Bu şekilde 10 gün kadar devam ettik. Önce işten döndüğümde meme diye saldırmayı bıraktı. Sonra gece uyuturken meme istemeyi bıraktı. En son da gece uyandığında meme istemeyi bıraktı. Tam olarak süreç 3 hafta sürdü diyebilirim. Ama bu 3 hafta sonunda sanki hiç emmemiş gibi hayatına devam etmeye başladı. Benim durumu kabellenmem 1.5 ayı buldu yalnız. Arabada Barış Manço CD'sini dinlemeyi çok seviyor Çakıl. Oradki Arkadaşım Eşek şarkısındaki "Sarı kız minik buzağıyı sütten kesti mi?" cümlesini her duyduğumda ağlıyordum öyle düşünün!!! Neyse sonra ben de kabullendim de artık ikimiz de çok mutluyuz bu şekilde :)

İşte bizim süreç bu şekilde tamamlandı. Umarım bu yazı çocuğunu memeden kesmeye karar veren annelere bir nebze olsun yardımcı olur, içlerine biraz su serper. Unutmayın, bu süreçteki en önemli şey kararlı olmak. Zor evet ama sonunda işe yaradığını göreceksiniz.

Bebekle Cruise Tatili - Yunan Adaları - Patmos

Patmos adası, turun ilk durağıydı. Akşamüstü 17 sularında Patmos açıklarına demirledi gemimiz. Adaya ulaşım teknelerle yapılacağı için öğlen saatlerinde ücretsiz tekne biletlerini almıştık gemiden. Bizim tekneyi anons ettiklerinde Çakıl'ı bebek arabasına bindirip, bebek arabasını hop kaldırıp tekneye bindik :) Patmos'a bebek arabasını götürmeye karar vermiştik, çünkü düz ayak bir ada. Arabayı tekneye bindirip - indirmek de sorun olmadı. Gerçi küçük hanım adada bebek arabasında takılmak yerine çoğunlukla yürümeyi ve kendini kucakta taşıtmayı tercih etti ama sizin aklınızda olsun. Bebek arabası sorun yaratmıyor bu adada. 

Patmos çok küçük bir ada. Bence sırf turizm için çekici hale getirilmiş bir ada. Tekneler zaten direkt merkezin olduğu yere yanaşıyor. Hemen iner inmez de turistik dükkanların olduğu çarşısını görüyorsunuz. Çarşısı oldukça tatlıydı aslında. Yerel tasarımcılara ait kıyafet, çanta, ayakkabı satan güzel dükkanlar vardı. Ama tabi 1 euro'yu 4 ile çarptığımız için fiyatlar çok da çekici gelmedi :)






Çarşının içinden geçip devam edince çok tatlı bir çocuk parkı gördük. Orda takıldık biraz. Sonrasında yine dolana dolana döndük merkeze.


Tekneden inince 10 dk kadar sağa doğru yürürseniz denize girebileceğiniz bir halk plajı var. Girmeye zaman bulamayız diye eşya almamıştık yanımıza lakin adada yapacak çok bir şey olmayınca pişman olduk. Ama tabii Çakıl kızımız denizi görünce durmadı ve cumburlop girmek istedi. En sevdiği aktivite olan denizden kıyıya - kıyıdan denize kum taşıma aktivitesini sadece bacaklarım ıslanacak şekilde yaptık neyse ki :) 

Bence denizi oldukça güzeldi. Çok temiz ve dalgasızdı. Kumlu değil, çok küçük çakıllı bir denizi var. O yüzden turkuaz bir rengi yok denizin, ama dediğim gibi gayet de girilesiydi. Yine Çakıl hanım sürdü denizin sefasını anlayacağınız. Bir de her duruma hazırlıklı kayınbiraderim. Biz de kenarda oturup denizi ve onları izledik. İçeceklerimizi yudumladık, gün batımını izleyip e bu da güzel dedik :)



Çoğu Yunan adasında olduğu gibi buranın da akropolü var. Ekstra tur ile gidiliyordu ama biz tercih etmedik. İsterseniz turla, isterseniz araba, motor ya da atv kiralayarak da gidebilirsiniz.

Akşam yemeğini gemide yemek istediğimizden çok geç olmadan döndük biz gemiye. Böylelikle Patmos'u bitirmiş olduk. 

Aslında Rodos'tan önce bir ara durak gibi burası, vakit öldürme niyetine uğruyor bence gemiler. Çünkü Patmos'tan hareket ettikten sonra gece boyu yol alıp sabaha Rodos'ta oluyorsunuz.

E o zaman Rodos'ta görüşürüz canlarım :) 

Bebekle Cruise Tatili - Yunan Adaları

Çakılla birlikte çıktığımız ilk yurt dışı tatil olma özelliği taşıyan bu tatilimizden çok memnun kaldık. Bence bebekle yapılabilecek en rahat tatillerden biri olabilir cruise tatilleri. 

Biz Celestyal Cruises'un Olympia gemisinin, 4 gece 5 günlük Kuşadası çıkışlı Iconic Aegean turunu seçtik. Tam detaylar için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz. 


Tur detayından da görebileceğiniz gibi oldukça fazla limana uğrayan bir tur. Bazı yerlerde yeterince uzun kalamasak da kaldığımız kadarı da bize yetti. Zaten bence adalarda uzun süre geçirmek istiyorsanız gemi turları bunun için çok uygun değil. Ayrıca gitmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Tur şirketinin söylediği saatlerde Kuşadası limandaydık(9.30-10 gibi). 11 gibi gemiye almaya başladılar. Şöyle bir detay var burda. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra gemiye binmeden önce pasaportlarınızı verip onun karşılığında gemi kartı alıyorsunuz. Böylece limanlara inerken her seferinde pasaport kontrolüne girmiyorsunuz. Gemiden inerken gemiye binerken bu kartı kullanıyorsunuz. Bu kartı kaybetmemek önemli yani :)

Pasaport kuyruğunda bi minnoş
Yazının geri kalanında gemideki yaşamdan bahsedeceğim. Sonraki yazılarda da adaları yazacağım tek tek.

Kabin
Kabin seçimine gelelim şimdi. Biz turu çok önceden almadığımız için sınırlı sayıda kabin kalmıştı. Bebek olduğunu söylediğimizde de o an için alabileceğimiz kabinlerin ya IB ya da Junior Suite olabileceğini söylediler. Biz de IB'yi tercih ettik, yani iç kabinlerden. İç kabin olduğu için pencere yok ve oldukça küçük. Benim de ilk gemi seyahatim olduğu için kabinin ne kadar küçük olabileceğini bilmiyordum, ama fotograflardan anladığımız kadarıyla park yatak konamayacak kadar küçük olduğunu görmüştük :) Ve orada bebek yatağı gibi bir şey ayarlamıyorlar. Bu kabinlerde 4 kişiye kadar konaklanabiliyor. İki tane de ranza şekline yukarıdan açılıyor. Ama Çakıl tek başına yatsa düşebileceği için tüm tatil boyunca yanımda yattı. Tabi normalde kendi yatağında yattığı için evde, uyku açısından benim için çok konforlu olduğunu söyleyemeyeceğim bu tatilin :)

Ben beklentilerimi çok düşük tuttuğum için kabinle ilgili, gördüğümde geniş bile gözüktü gözüme :) Bence bu kabindeki avantaj yukarıdan açılan ranzalardı. Biz bir tanesini açtırıp valizi onun üzerine koyduk, çünkü valiz koymak için ayrıca bir yer yok. Genel olarak kabinin küçüklüğüyle ilgili çok sorun yaşamadık açıkçası, çünkü zaten gün boyu ya geminin çesitli yerlerindeki bar ve restoranlarındaydık ya da karadaydık.

Yemek
Yemek konusunda hiç sıkıntı yaşamadık gemideyken. Kahvaltı, öğle yemekleri ve akşam yemekleri oldukça bol seçenekliydi. Kalitesi ve lezzeti orta seviyede olsa da asla kötüydü diyemem. Çakıl'a da yedirecek bir şeyler bulduk her seferinde. O yüzden gemiye binerken 1 yaşını geçmiş, alerjisiz bir bebek için ekstra yiyecek götürmeye gerek yok bence. Bir de yeterli sayıda mama sandalyeleri var. Biz hiç bir öğünde mama sandalyesi sorunu yaşamadık.

Bebek arabası - Kanguru
Bence bebek arabasını götürmekte fayda var böyle bir geziye. Çünkü kabinde uyutup çıkma gibi bir lüksü olmuyor insanın. Uyutayım telsizini koyayım desen, telsiz çekmiyor uzaklıktan dolayı. O yüzden biz gemi içinde oldukça fazla kullandık bebek arabasını. Hem öğle uykularını uyudu, hem de gerektiğinde akşam uykularını. Yalnız bebek arabasını biraz küçük bir şey seçmek gerekiyor, baston gibi. Çünkü kabinin kapıları çok dar olduğundan, büyük bebek arabaları kabine sığmıyor kapatmadan. Biz her seferinde kordorda iki parçaya ayırıp katlayıp içeri aldık mesela arabayı. Sonra da kapı arkasında kalan gardropun içine koyduk. Ha baston puset olsa da yine katlayıp ortadan kaldırmak gerekecek, zira kabin bebek arabasının ortada duracağı kadar büyük değil. Ama kısa süre kabinde kalacaksanız en azından katlamak zorunda kalmazsınız.

Kanguruyu günlük hayatta da çok kullandığım için, götürmemeyi düşünmedim bile. Geminin içinde kullanmadık kanguruyu, gerek olmadı ama adalarda gerçekten hayatımızı kolaylaştırdı. Özellikle Santorini gibi her yeri merdiven olan bir adada, bebek arabasını yanımıza bile almadık. Yaşasın babywearing!!!
Babaanneyle teknede şaşkın bi minnoş :) 
Rodos - Kelebekler Vadisi
Santorini
Aktivite
Gemide olduğunuz süre boyunca sıkılmanız pek mümkün değil. Sürekli bir atraksiyon var. Workshoplar, dans aktiviteleri, havuz başı şovlar, gazino, spor salonu, spa gibi gibi. Biz havuza hiç girmedik, çünkü havuzlar küçüktü ve o kadar kişiyi düşününce hiç hijyenik gelmedi bize.

Bir de geminin içinde bebek oyalamak da oldukça rahat oldu. Saldık Çakıl'ı ortalığa koşturdu durdu geniş geniş. Bir defa her yer halıfleks olduğu için düşse bile sıkıntı olmuyor. Bir de çok kalabalık olduğu için sürekli birileri laf atıyor, ilgileniyor. Bu da Çakıl'ın çok hoşuna gitti. Ayrıca bir de çocuk kulübü vardı. Bir kaç kez de oraya götürdük, oyun hamurları, boya kalemleri, oyuncaklar çok ilgisini çekti. Sıkılmadan takıldı orda.








İnternet
Gemide normalde wifi hizmeti var ama gerçekten gereksiz pahalı. Yani saati 7 Euro mu neydi, yuh dedik. Biz ikinci durağımız olan Rodos'tan bir Yunan sim kartı aldık, sadece internet paketi olan. Tüm gezi boyunca onu kullandık. Hep birlikte kullanmak için de hotspotu açtık. Böylece hepimiz faydalandık. Yalnız mobil hat kullanmanın şöyle bir dezavantajı var. Gemide olduğunuz süre içinde gemi sürekli hareket halinde olduğu için açık denizde bulunduğunuzda internet erişimi kesiliyor haliyle :) Bunu da akılda tutmakta fayda var. Ama yine de bizim çok işimize yaradı.

Gemiden iniş - gemiye binişler
Gerek limanların uygunsuzluğu gerekse hava şartlarından dolayı gemi her zaman bir limana yanaşamayabiliyor. Mesela Patmos ve Santorini'de gemi açığa demirledi ve karaya ulaşımı teknelerle yaptık. Eğer ekstra kara turu satın aldıysanız önceliğiniz oluyor ve gemiden ilk sizi indiriyorlar. Tur satın almayanlar da günün belli bir saatinde dağıtılan tekne biletlerini alıp sıraya geçiyor. Ardından tek tek tekne numaraları anons ediliyor ve tekneye binip karaya çıkıyorsunuz. Hala aklım almıyor o kadar kişiyi sorunsuz bir şekilde teknelerle karaya taşımaları. Gerçekten inanılmaz bir organize olmuşluk var. En geç 45 dk içinde gemiden inmiş oluyorsunuz.

Şimdilik bu kadar. Sonraki yazı ilk durak olan Patmos!

Bebek için pasaport ve vize işlemleri


Bu konuyla ilgili nette aradığımız sorulara net cevaplar bulamadığımız ve hepsini yaşayarak öğrendiğimiz için bu yazıyı yazmayı kendime görev edindim :) En açık şekilde yazmaya çalışacağım. 

Bebek için pasaport şart mı?
Evet şart. Eskiden 12 yaşına kadar olan çocuklar hem pasaport hem vize olarak ebeveynlerden birinin pasaportuna işleniyormuş. Böylece çocuk için böyle şeylerle uğraşmak zorunda kalınmıyormuş. Neyse kısacası bebek yurt dışına çıkacaksa kendi pasaportu olması şart. Hem de doğduğu andan itibaren geçerli bu. 

Biyometrik foto olayı nasıl oluyor?
Kesinlikle biyometrik foto boyutlarına göre olması şart. Kafasını tutamayacak kadar küçükse ve oturamıyorsa bebeği beyaz bir fon üzerine yatırıp (çarşaj, masa örtüsü vb.) fotoyu kendiniz çekip, fotoğrafçıya biyometrik özelliklere göre yaptırabilirsiniz. Kafasını tutabiliyorsa ve oturuyorsa, fotoğrafçıda çektirmek bence en kolayı. Ben yan oturup, Çakıl'ı da düz bir şekilde kucağıma oturttum. Kocaman kamerayı gören Çakıl zaten put kesilip kameraya baktı. Şipşak çektirdik.

Pasaport harcı var mı yok mu?
Evet var. Hem de yetişkinlerinkiyle aynı fiyat. Biz önce birilerinden çocuklara yatırılmıyor harç diye duymuştuk. Ama bu kural öğrenci olan çocuklar içinmiş. Yani yenidoğan olsa bile bebek, gidip paşa paşa o harç yatırılıyor. Tabii cüzdan parası da. Üstelik 18 yaşına kadar maksimum 5 yıllık alabiliyorsunuz. Çok saçma ama yapacak bi şey yok.

Başvuruda bebeğin olması şart mı?
Evet şart.

Başvuruda tek ebeveyn bulunsa yeterli mi?
Eğer ikinci ebeveyn için muvafakatname alınırsa tek ebeveyn yeterli. Ama bununla uğraşmak yerine iki ebeveyn de gitse başvuruya daha kolay bence :) Tabii ekstrem bi durum yoksa.


Şimdi gelelim daha gıcık bir başvuru olan vizeye. Bebek mebek dinlemeyip tüm belgeleri istiyorlar valla. Biz Yunanistan'a turistik vize olarak başvurduk. 

Zaten tüm belgeler http://www.vfsglobal.com/greece/turkey/tourism.html adresinde var. Ama bizim kafamıza takılan bazı belgeler olmuştu ben şimdi onları yazacağım.

Öncelikle ebeveynden birinin sponsor olması gerekiyor. Bizde Aybo oldu. Ona göre alınması gereken belgeler şu şekilde oldu:

- İş yerinden ve bankadan aldığı tüm belgelerin aynısının ekstra birer kopyası
- Seyahat sağlık sigortası
- Bebeğin masraflarının karşılanacağına dair dilekçe (Bunu Aybo ben karşılayacağım diye yazdı yani)

Bu üç madde bizim kafamıza takılanlardı. Onun dışındaki belgeler sitede zaten yazıyor. Bunlar da yazıyor evet ama çok net değil gibiydi. Biz açıp sorduk özellikle.

Başvuruda yine iki ebeveynin de bulunması gerekiyor. 

12 yaşa kadar vize ücreti ödenmiyor, ama VFS'nin servis ücreti olan 80 lira yine bebek için de ödeniyor. 

Bu süreçle ilgili benim yazacaklarım bunlar. Ha bir de İzmir'de yaşayanlar için şöyle bi şey önerebilirim. Pasaport randevusu alırken Konak, Karşıyaka, Narlıdere, Bornova gibi merkezler oldukça ileri tarihli randevu veriyordu. Biz de o kadar bekleyemeyeceğimiz için yakın diye Seferhisar'dan aldık randevuyu. 10 dk bile sürmedi işlemlerin tamamlanması. O yüzden acil ise pasaport işiniz yakınlardaki bi ilçeden başvurmayı da düşünebilirsiniz ;)

14-15.Ay

Bu iki ayın en büyük olayı yürümeye başlaman oldu kızım. Tam olarak 13 ay 21 günlükken yürüdün. 15. ayını bitirirkense koşmaya doğru gidiyorsun, bi dakka oturduğun söylenemez :) 

Diğer büyük olay ise benim işe dönmem diyebilirim. Haftanın sadece 3 günü işe gidip, 4 gününü yine seninle geçiriyor olsam da 13 aydan sonra bizim için oldukça büyük bir değişiklik oldu. Neyse ki çok zorlu bir süreç olmadı bizim için bu dönem. Sen bakıcınla gayet iyi anlaştın ve öyle devam ediyorsun. Gün içinde arıza çıkarmıyorsun, huysuzluk yapmıyorsun. Hatta bakıcınlayken kuzu gibisin, bizi görünce şımarmaya başlıyorsun. Anne-babaya nazlanma dönemin başladı senin anlayacağın :) Neyse ki işteyken çok özlüyorum seni de, nazını çekiyorum seve seve.


Tam bir papağansın. Ağzımızdan çıkan her kelimeyi tekrarlamaya çalışıyorsun. Çoğunun sadece ilk hecesini çıkarabiliyorsun ama nadir de olsa tam bir kelime çıkardığın da oluyor. Net olarak söylediğin ve kendince uydurduğun ama bizim anladığımız kelimeler anne, baba, dede, bebe, meme, mama, popo, kaka, gel, ver, vermem, bop(top), bao(balon).

Bu iki ay içinde toplam 6 tane diş çıkardın. O yüzden uyku ve yeme düzenin sürekli değişti. Tüm dişler çıkana kadar da böyle devam edecek sanırım. En düzenli devam eden şey gündüz uykularından ilki.



Uyku düzenin genel olarak şu şekilde: Sabahları erken kalkmaya başladın. 7-7.30 arası uyanıyorsun genelde. 8'i pek görmüyoruz çok şükür :D Gündüzleri hala 2 uyku uyuyorsun. İlkini 11 gibi uyuyup 12.30 gibi uyanıyorsun, ikincisini 16:00 gibi uyuyup 45dk-1.5 saat sonra arasında değişen zamanlarla uyanıyorsun. Akşamları genelde 21.15-21.30 arasında uyuyorsun. Geceleri hala 3-4-5-6 allah ne verdiyse uyanmaya devam. Gece emmesini kesinceye kadar da böyle devam edecek gibi.

Hala emiyorsun. Hatta öyle ki inanılmaz derecede memeye olan düşkünlüğün arttı. Bu durum beni ara ara çok yorup bunaltıyor ama henüz memeden kesmeye hazır değilim seni :) Biraz daha gitsin bakalım. Bi kaç ay sonra bi durum değerlendirmesi daha yaparız. Eğer ki yemek yemeni çok olumsuz yönde etkilerse bu emme konusu, o zaman mecburen kesebilirim diye düşünüyorum. Zira benimleyken gerçekten düzgün yemek yemiyorsun, sürekli meme diye mızıldanıyorsun, sonrasında da ağlamaya başlıyorsun. Ben yokken ise yemek yemeyle ilgili çok bi sıkıntın yok. 




Bu arada ben işteyken 1 kez süt sağmak zorunda kalıyorum çok süt biriktiği için, ama sen sağdığım sütleri içmiyorsun maalesef. Biberon, pipetli bardak, normal bardak hepsini denedik ama içmedin. Ben de denemekten vazgeçip, arkadaşın Özüm içsin diye ona gönderiyorum sütleri. O da bayıla bayıla içiyormuş neyse ki de, boşa gitmiyor sütler.

Biz yemek yerken sürekli bizim yediğimiz - içtiğimiz şeyleri bizim yediğimiz - içtiğimiz şekilde yemek - içmek istiyorsun. Hepimizde aynı yemek olsa da bizim tabağımızdakini istiyorsun, biz çay içiyorsak ona sulanıyorsun, bira ve şarabımıza bile sulanıyorsun. Biz de senin bu sulanma huyunu fırsat bilip içmediğin inek sütünü ara ara içirebiliyoruz :) 

Artık kitaplarını yemiyorsun! Oyuncaklarından daha fazla vakit geçiriyorsun kitaplarla. Yalnız kendi kendine oyun oynama olayın pek yok, illa yanında biz olup seninle oynayacağız, okuyacağız. 





Bir şeyi öğrenmen için kesinlikle ikinci kez söylememize gerek kalmıyor. Bir kez söylüyoruz ve hooop hemen hafızaya yazıyorsun ve unutmuyorsun. Tüm dertlerini bi şekilde konuşmadan anlatıyorsun. Sana bi görev verdiğimde dünyanın en önemli işi gibi yapıyorsun. Mesela senin odandaysam ve başka bir odadan senin ulaşabileceğin bir şeyi getirmeni istiyorsam gidip getiriyorsun. Çamaşırları yerleştirmeyi çok seviyoruz mesela beraber :) Evde resmen bebek işçi çalıştırıyorum :D 

Bir şeyleri boşaltıp doldurmaya bayılıyorsun. Özellikle de cüzdanımı! :) Oyalamam gerekiyorsa o an seni, mesela makyaj yapacaksam koyuyorum önüne cüzdanımı ya da makyaj çantamı uğraşıp duruyorsun. O kadar da ciddi yapıyorsun ki bu işleri, çok tatlı görünüyorsun :)







Sokakta gördüğün kedi, köpek, kuşların peşinden koşmaya bayılıyorsun. Ama onlardan biri sana doğru geldiğinde korkup bacaklarıma yapışıyorsun. Bu ne yaman çelişki :) 

Bilinçli ve istekli bir şekilde öpmeyi ve sarılmayı öğrendin. Kucağımdayken durup durup anne diyip sarılıp öpüyorsun. Ben de o sırada eriyip bitiyorum, bilincimi falan kaybediyorum tabi. Nası bi sevgi bu diye aklımı kaybedecek gibi oluyorum. Sonrası yok :) Bu öpme işini peluş oyuncak ve bebeğine de yapıyorsun. Nası tatlısın bilemezsin. Hatta onları yatırıp sırtlarına vurup nennen falan diyorsun ya, yemek istiyorum o anda seni. 

24.03.17 - Alt sol yan kesici ve üst sol yan kesici dişlerin patladı.

06.04.17 - İlk defa ellerini bırakıp 3-4 adım attın. İlk kez Emir kuzeninle tanıştın :)

07.04.17 - Üst sağ yan kesici dişin patladı.

14.04.17 - Yürümeye başladın.

19.04.17 - İlk kez seni babana bırakıp akşam kızlarla dışarı çıktım.

24.04.17 - Alt sağ yan kesici dişin patladı.

07.05.17 - İlk kez uzun soluklu bir doğa yürüyüşüne katıldık. Sen sırtımda 5 km yürüdüm. Yaşasın kanguru!

11.05.17 - 6. hastalık geçirdin.

17.05.17 - Alt sağ küçük azı dişin patladı.

19.05.17 - Çekirdek aile olarak ilk tatil. Akyaka'ya gittik.

22.05.17 - Alt sol küçük azı dişin patladı.